Otizmde Erken Teşhis ve Müdahale

AutismDünyada her 88 çocuktan biri otistik. Hastalık Kontrolü ve Önleme Merkezinin (Centers for Disease Control and Prevention) Mart 2012’de yayımladığı son rapora göre 2006’dan 2008’e otizm oranları yüzde 23 artış göstermiştir. Her geçen gün yaygınlaşırken otizm hakkındaki bilgilerin kısıtlı olması anlaşmazlığa neden olsa da, yapılan son araştırmalar erken teşhis ve alternatif tedavi yöntemleriyle otizmin bir ölçüde önüne geçilebileceğini müjdeliyor.

Otizm en zor yaygın gelişimsel bozukluklardan biridir. Sosyal etkileşimde bozulma, sözlü ve sözlü olmayan iletişimde eksiklikler ve empati kuramama başlıca semptomları olarak görülebilir. Bazı otistiklerde farklı yemek yeme ve uyuma alışkanlıkları, hatta kendilerine zarar verme eğilimleri de görülmektedir.

Geçmişte bir çok psikolog otizm hakkında bilgi sahibi değildi. Ancak bugün haberler umut vaat ediyor. Artık otizm spektrum bozukluklarını (ASB) anlamak adına yapılan araştırmalar psikoloji alanın önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Otizm Spektrum Bozukluğunu yaşayan kişilerin tedavileri için farklı uygulama alanları geliştirilmektedir.

Otizmde erken teşhisin önemi

Son araştırmalara göre, otizm şüphesi olan vakalarda 6 yaşından önce teşhis konulması ve tedaviye başlanması daha etkili sonuçlar alınacağını ortaya koymaktadır. Kaliforniya Üniversitesi, Davis Tıp Merkezi’nden Profesör Sally J. Rogers, bebeklerde fark edilen otizm semptomlarının erken müdahale ile önemli ölçüde azaltılabileceğini söylemektedir.

Uzmanlar 12 ile 18 aylık bebeklerin sosyal iletişimleri gözlemlenerek ve eğer varsa sürekli tekrar eden davranışları izlenerek otizmin saptanabileceğini söylemektedir. Ancak bu ilk teşhis, çocukta görülen otizmin ne kadar süreceğine dair kesin bir bilgi verememektedir. Bu yüzden otizm şüphesi olan çocukların okul öncesi yaşlara kadar uzmanlar tarafından devamlı kontrol edilmesi gereklidir.

Erken yaşta müdahale

Bebeklerde ve yeni yürüyen çocuklarda tedavi uygulamak, yaşı büyük olan çocuklara göre daha kolaydır. Yaş ilerledikçe çocuğun bireysel özellikleri artmakta, bu da tedavinin daha özelde yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Erken müdahale OSB gösteren çocuklarda dil becerilerindeki gerilemeyi ve sosyal iletişimsizliği önleyebilir. Erken yaştaki çocuklar için tedaviler öğretme ve ilişki temelli yaklaşımları içermektedir. Örneğin, OSB teşhisi konulan çocuklarda “evde öğrenme aracı” olarak uygulanan oyun metotları sonrasında bu çocukların IQ skorları, dil kullanma becerileri ve sosyal etkileşimlerinde gelişmeler gözlemlenmiştir. Ancak kullanılan metodun ne olduğuna bakılmaksızın erken müdahalenin her koşulda olumlu sonuçlar verdiği bilinmektedir.

Diğer bir alternatif tedavi yöntemi ise, okul öncesi çocuklar için sınıflar kurularak gerçekleştirilen terapötik etkili grup çalışmalarıdır. Bu sınıflarda otistik spektrum bozukluğu gösteren çocukların sınıftaki diğer çocuklarla etkileşime girmesi sağlanırken, dil gelişimi ve sosyal becerileri artmaktadır. Bu programlarda çocukların öğretmenin yönergesi olmadan doğal yolla aktivitelere katılması sağlanır. Öğretmenlerin ve ailelerin de otizm hakkında yoğun bir eğitim alması çocukların tedavi sürecini hızlandırmaktadır. İyi eğitilmiş aileler ile otistik çocukları arasında ortak bir dikkat mekanizması oluşur ve beraber aynı noktalara dikkat edilerek koordine olmuş davranışlar sergilemek çocuğun gelişimine katkı sağlar.

Daha büyük çocuklarda müdahale

Okul çağındaki çocuklarda ve ergenlerde otizm teşhis edildiğinde bu bozukluk “yaşam boyu” bir hal almıştır. Diğer bir deyişle, bu yaş grubundaki çocukların beyin gelişimleri daha ileri seviyededir ve uygulanacak tedavi yöntemleri ve süreç daha karışık bir hal alır.

Bu yaş grubundaki otistiklerin akranlarıyla aynı ortamda eğitim almaları ve yapılan grup çalışmaları, sosyal yeterliliklerini ve duygusal gelişimlerini olumlu yönde etkileyerek, empati yeteneklerini artırır. Ancak gelişim daha küçük yaştaki çocuklara oranla daha yavaş gerçekleşir.

Bu yaşlardaki çocuklarda otizmle beraber anksiyete ve agresyon görülme olasılığı da oldukça yüksektir. Araştırmalar böyle durumlarda çocuklara belirli davranış terapileri verilmesi ve gerektiğinde ilaç tedavisiyle sürecin desteklenmesi gerektiğine dikkat çekmektedir.

Kolaylaştırılmış İletişim (Facilitated Communication)

Kolaylaştırılmış iletişim bir yönetici/kolaylaştırıcının fiziksel ve başka türlü destekleriyle önemli düzeyde iletişim engeli yaşayan kişilere resimleri, nesneleri, harfleri vs. işaret ederek iletişim kurmasına yardımcı olması durumudur. Kolaylaştırılmış iletişimin ilk öncülerinden Biklen’e göre otizm iletişimle önemli ölçüde ilişkili olduğu için bu tür bir uygulama otizmde olumlu sonuçlar verebilir. Biklen, ayrıca otizmli kişilerin bilişsel düzeyde bir rahatsızlık yaşamadıklarını, sadece kendilerini ifade edemediklerini dile getirmiştir. Bu yüzden otistiklere kolaylaştırılmış iletişim uygulanması, onları harekete geçirecek ve zaten onlarda var olan bilgilerin dil becerileriyle desteklenerek doğal yolla ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

Otizmin sebepleri

Araştırmalar otizm spekrum bozukluklarının nasıl oluştuğunu tam olarak ortaya koyamasa da, bulgular kesin sonuçlara ulaşmaya yakın bir yerdedir. Otizm vakalarının yaklaşık yüzde 20’si genetik faktörlerden kaynaklanmaktadır. Ancak bazı çevresel faktörlerin, genetik duyarlılığı arttırdığı bilinmektedir. Bu risk faktörlerinden bazıları şu şekilde sıralanabilir:

  • Düşük kiloda doğmak ve/veya erken hamilelik yaşı(Journal of Pediatrics, Lampi, 2012, and Pediatrics, Pinto-Martin, 2011),
  • Annenin böcek ilacına (Environmental Health Perspective, Shelton, et al. 2012) ve/veya hava kirliliğine maruz kalması (Environmental Health Perspective, Volk, et al. 2011),
  • Doğum öncesi folik asit alımındaki eksiklikler (American Journal of Clinical Nutrition, Schmidt, et al. 2012),
  • Annede obezite rahatsızlığı (Pediatrics, Krakowiak, et al. 2012),
  • Babanın ileri yaşta olması (Nature, Stefánsson, et al. 2012).

Autism-Kate WinsletDiğer bir risk ise, aile içindeki kardeşlerden birinin otizm spekrum bozukluğu göstermesidir. Araştırmalar otizmin genetik miras olarak aile içinde geçebileceğini göstermektedir. Üvey kardeşler, öz kardeşlerdeki riskin yarısı kadar da olsa benzer riskli gruplardandır. Uzmanlar ebeveynlere erken otizm tanısı konulmasında yardımcı olabilir. Ebeveynler çocuklarını gözlemlemeli, çocukların davranışlarında tepkisizlik, göz teması kurmama, ismi söylendiğinde bakmama gibi durumlar fark ettiklerinde bir uzmana danışmalıdırlar.

Ayrıca gelişmiş fMRI (İşlevsel Manyetik Rezonans Görüntüleme) gibi beyin görüntüleme teknolojileriyle bebeklerin beyin sinirlerindeki gelişimleri izlemek mümkündür. Yapılan araştırmalar kardeşlerinde otizm olan bebekler ile, yüksek risk faktörü grubunda olmayan bebeklerin beyinlerinde bulunan beyaz maddenin yapıları karşılaştırıldığında farklılıklar olduğunu göstermekte, bu durum da OSB’nun ileride daha da erken yaşlarda teşhis edilebileceğini müjdelemektedir.

Psikolog Sezin Gündoğdu

Kaynakça

Glicksman, E. (2012). Catching Autism Earlier: A Flood of New Research Is Advancing Our Understanding of Autism and Highlighting The Need For Earlier Interventions. Monitor on Psychology, 43 (9), 56.

Mostert, M. P. (2001). Facilitated Communication Since 1995: A Review of Published Studies. Journal of Autism and Developmental Disorders, 31 (3), 287-313.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s