Theraplay Oyun ve Aile Terapisi

Theraplay İlan 720x1280

Bağlanma Temelli Oyun Aracılığıyla Ebeveynlere ve Çocuklara Daha iyi İlişkiler Kurmakta Yardım Etmek

THERAPLAY, bağlanma teorisinin klinik uygulamalara taşınmasına öncülük eden bir yaklaşım olarak, ebeveynlerin, oyuncu bir biçimde bağ kurmayı, empati dolu bir tutumla yanıt vermeyi, sağlıklı bağlanmayı ve hayat boyu ruh sağlığını olumlu yönde desteklemeyi öğrenmelerine ve deneyimlemelerine yardımcı oluyor.

Çığır açan THERAPLAY kitabının bu baskısı, çocukları, yetkinliğe, kendini düzenleme becerisine, özgüven duygusuna ve hayata dair güvene dönüşen bir etkileşime oyun aracılığıyla nasıl çekebileceğimizi gösteriyor. THERAPLAY’in ilişkiye dayalı yaklaşımı, günümüz dünyasının yoğun ve kaotik yaşam tarzının yol açtığı sorunlarla mücadele eden ailelere neşe ve sevgi dolu ilişkiler kurmalarında yardımcı olmak amacıyla özgün olarak tasarlanmıştır.

YAZARLAR

Phyliss B.Booth Chicago’da bulunan Theraplay Enstitüsü’nün klinik direktörüdür. Theraplay konusunda dünyanın farklı yerlerinde eğitimler vermekte ve Theraplay terapistlerini süpervize etmektedir.

Ann M.Jernberg Theraplay Enstitüsü’nün kurucusudur. 1993 yılındaki vefatına dek enstitünün direktörlüğünü yapmıştır. Theraplay yaklaşımı için ilham sağlamıştır ve Theraplay kitabının ilk basımının yazarıdır.

Theraplay Enstitüsü, kar amacı gütmeyen uluslararası bir organizasyondur. Eğitim, tedavi ve araştırmalar aracılığıyla güçlü aile bağlarının oluşmasının, çocuk ve yetişkinlerin duygusal olarak sağlıklı bir şekilde yaşamlarına devam etmelerinin destekçisi ve savunucusudur.

ÇEVİRMEN VE EDİTÖRLER / NADİS EĞİTİM VE DANIŞMANLIK

Uzman Psikolog Melis GÜLTEKİN – Çeviri

Uzman Psikolog ve Eğitmen Aslı CANDAN KODALAK – Çeviri Editörü

Uzman Psikolog ve Eğitmen Şeyma ÇAVUŞOĞLU – Çeviri Editörü

www.nadisdanismanlik.com

www.theraplayturkey.org

Çocuklara “Ölüm” Kavramı Nasıl Anlatılabilir?

ölüm Ölüm gerçeği yetişkin olarak bizlerin de anlamakta ve kabullenmekte güçlük çektiğimiz bir konudur. Hayatı keşfetmeye çalışan, umut dolu çocuklarımızın bu gerçekliği anlaması ve bunu onlara anlatmak da bir o kadar güçtür. Bu yazıda çocuklara ölümü anlatılırken neler söylenebilir, nelerin söylenmemesi daha uygun olur, ve çocukların ölümle ilgili yaşadıkları kargaşaya nasıl destek verilebilir sorularının yanıtlarını bulacaksınız. Ölüm ile ilgili farkındalık ve sorular 3 yaş civarında gelişmeye başlar. Bununla birlikte çevrede “ölüm” kelimesini duyan ve ardından insanların mutsuz yüz ifadelerine sahip olduğunu gören çocuk, basit bir mantıkla ölümün üzücü olduğunu hisseder ve iyice merak etmeye başlayabilir. Ya da bizzat kendi çevresinden bir kişinin ya da bir hayvanın ölmesiyle bu kavramın içinde kendini bulabilir. Bu yazıda da 3-7 yaş arasındaki çocuklara ölümün nasıl anlatılacağı belirtilmiştir. Birisinin öldüğüne şahit olan bir çocuk aslında çevrenin verdiği yoğun tepkiye de şahit olur. Ağlayan, üzülen, belki ağıt yakan insanlar olabilir çevrelerinde. Buna rağmen çocuğa bir açıklama yapmamak ya da olayı geçiştirmek çocukta büyük bir kaygı ve korkuya neden olabilir. Çocukların kocaman ve çok duyarlı gözleri ve kulakları vardır. Bizim tahmin ettiğimizden çok daha fazlasını duyup, görürler. Bu yüzden en önemli nokta, bu gerçekliği saklamamak, kısa, net ve doğru cümlelerle çocukların sordukları sorulara cevap vermektir. Çocuğun duygularını, korkularını, fantezilerini tam olarak ifade etmesine izin vermek gerekir. Çocukların hayal gücünün sınırı yoktur. Dolayısıyla aklımıza gelmeyecek, ya da cevap vermekte zorlanacağımız birçok soru sorabilirler. Aşağıda olası sorular ve uygun cevapları örneklendirilmiştir: Çocuk: “Ölmek ne demek?” Ebeveyn: “Ölmek, bir insanın hayatının sona ermesi demektir. Bitkiler, hayvanlar ve insanlar ölürler. (Bitki ve hayvanlardan örnek verilebilir.) Ekstra sorulara karşılık: “Ölünce beden artık hareket edemez, düşünemez. Toprağın altına gömülür. Artık geri gelmez. Biz yanına ziyarete gidebiliriz. Ama bizi göremez, biz de artık onu göremeyiz.” Ç: “Sen de ölecek misin?” E: “Benim de ölmemden endişeleniyorsun. Ben şu an senin yanındayım. Daha önümüzde çok uzun yıllar var.” Ç: “O geri gelecek mi?” E: “Hayır, ölen kişiler (hayvanlar) geri gelmezler. Artık onları bir daha göremeyiz. Buna alışmak çok zor biliyorum. Onu özlediğinde bana söyle, belki fotoğraflarına bakabiliriz, videolarını izleyebiliriz. Kendini geri gelmeyeceği için kötü hissedersen gel bana sarıl, birlikte olalım.” Ç: “Canı acıyor mu?” E: “Hayır. Ölen kişi artık acı hissetmez.” Ç: “O beni duyuyor ve görüyor mu?” E: “Artık bizi göremiyor ve duyamıyor. Ve biz de onu göremeyecek ve duyamayacağız.” Eğer çocuk ölen kişinin hastalık nedeniyle öldüğünü öğrenirse; Ç: “Hastalanırsam ben de ölecek miyim?” E: “Her hastalık ölüme neden olmaz. Senin yaşadığın hastalıklar seni öldürmeyecek. Çok yaşlanınca bazen, iyileşmesi çok zor hastalıklar olabiliyor. Ama sen hastalanınca ölmeyeceksin.” Ç: “Ben ne zaman öleceğim?” E: “Bunu bilemeyiz. Tek bildiğim, önümüzde onlarca güzel yıl olduğu. Yaşayacak çok şeyimiz var. Biz senin yanında olacağız, birlikte büyüyeceğiz.” Çocuk ölümü kabullenmeye başlar ve duygularını ifade ederse; Ç: “Onu çok özlüyorum!” E: “Ben de onu çok özlüyorum. Öldüğü için çok üzgünüm. Onun hala hayatta olmasını istiyorsun. Keşke bizimle birlikte olabilseydi.” Eğer bir evcil hayvanınız ölmüşse, yine aynı cevaplar verilebilir. Bu durumda da önemli olan hayvanın yerine hemen yenisini almamaktır. Eğer alınırsa çocuk ölümün telafisi olabileceğini, sevginin hemen yer değiştirebileceğini ve sadakatin kolayca ortadan kalkabileceğini düşünmüş ve öğrenmiş olur. Çocuklar ölüm kavramı hakkında bilgi sahibi olmaya başladıktan sonra, ya da soruları cevaplanmadığında da, tam olarak ölüme neyin neden olabileceği açıklanamadığı için yeni korkular üretmeye başlayabilirler. Örneğin, karanlıkta uyuyamamak, canavarlardan korkmak, küvetin deliğinden akıp gitmekten korkmak gibi. Ya da yası taze olan bir çocuk, küçük şeyleri bahane ederek ağlama krizleri yaşayabilir. Örneğin, kıyafetini giymekte zorlandığı için birdenbire ağlamaya başlayabilir. Böyle bir durumda yanına gidip, ona sarılmak ve ağlamasına izin vermek çok önemlidir. Çocuğun ağladığı şeyin basitliğine vurgu yapmaktansa ağlama ihtiyacına karşılık vermek gerekir. Yoğun tepkiler gösteren çocuklara destek olmak için eğer ebeveyn olarak zorlanıyorsanız, bir uzmana başvurmak faydalı olabilir. Çocuklara ölümü anlatmak için hazır olma aşamasında bizim de yetişkinler olarak yaşanan ölümü ya da kavram olarak ölüm gerçeğini ne kadar kabullendiğimiz önemlidir. Çocuklar sizin ağladığınızı ve üzüldüğünüzü görebilir. 5 yaşından itibaren mezar ziyaretine gidebilirler. Eğer ortamda ağıtlar yakılıyor ve çocukla ilgilenebilecek kimse yoksa, çocuğa en yakın olan kişi ona açıklama yapıp, en uygun yerde onun güvenliğini sağlamalıdır. Yapılmaması gerekenlerden en önemlisi ise; “Deden melek oldu, uçtu.”, “Yukarıdan bizi görüyor ve duyabiliyor.” “Ebedi uykusuna yattı.”, “Uzaklara gitti.” gibi çocuğun günlük hayatında yoğun kaygı yaşamasına neden olacak açıklamalardan kaçınmaktır. Ebeveynler çocukların kaygılarını yok edemezler. Sadece bu durumun üstesinden gelmelerine yardımcı olabilirler. Psikolog Bahar Gündüz Referans: Ginnott, H., Anne Baba ve Çocuk Arasında, Okuyanus Yayıncılık. Ebeveynlere Öneriler: Büyük Babam Nasıl Biriydi?, Altın Kitaplar. Çok Sevdiğim Bir Yakınımı Kaybettim & Bir Yakını Ölen Çocuklara Yardım, İletişim Yayınları.

Kardeş Kavgası ve Rekabet

Kardes Kıskanclıgı 2Kardeşler neden kavga ederler? Her ne kadar siz çocuklarınızın kavga etme amacının sizi delirtmek olduğunu düşünseniz de, onlar aslında çok temel olan hayatta kalma davranışları gösteriyorlardır. İnsanın hayatta kalması bu ihtiyaçlarını karşılamasına bağlıdır.

Birçoğumuz çocukların birbirleriyle iyi geçinmeyi kendi başlarına öğrenmelerinin en iyi yöntem olduğuna inansak da, çocuklar bu konuyu açıkça tartışabilecek dil ve beceriye henüz sahip değillerdir.

Kardeş kavgası ve rekabet ile ilgili problemleri çözmenize yardımcı olabilecek bazı öneriler:

  • Bir sorun karşısında çocuğunuzdan beklediğiniz davranışı ona modelleyin. Duygularınızı kontrol edin ve aile bireyleriyle yaşanan anlaşmazlıkları açıkça konuşmak için çaba gösterin.
  • Aile içerisindeki kuralları açıkça belirleyin ve sakin bir zamanda beklentileri birlikte gözden geçirin.
  • Çocuklarınıza “birbirinizle alay etmeniz beni delirtiyor” demek yerine, “bu evde birbirimizle alay etmiyoruz” deyin. Çocuklar, kuralların herkes için geçerli olması fikrinden hoşlanırlar.
  • Çocuklarınızı kıyaslamayın. Onları birbirlerine karşı doldurup, birbirlerini incitmelerine izin vermeyin. Aile içerisinde “evin sportmeni” veya “bizim çekingenimiz” gibi etiketlerden kaçının. Bu etiketler çocuklar tarafından değer ve kayırma ölçütü olarak görülebilir.
  • Çocuklarınızda gördüğünüz bütün iyi davranışları ödüllendirin. Kardeşlerin birbirine yardım etmesi, birbirleriyle anlaşarak oyun oynamalarını fark ettiğinize emin olun ve bunu onlara hissettirin.
  • Her gün, her bir çocuğunuza 5-10 dakika “kesintisiz” ilgi gösterin. Çok küçük bir ilginin bile dikkat çekmek için yapılan olumsuz davranışları azalttığı görülmüştür.

Aile içindeki gerilimi azaltmak için eğlenceli ve yararlı yöntemleri öğrenmek ve ailenizi birbirine yakınlaştırmak istiyorsanız önerilerimizi ve Ebeveynlik Akademisi Atölyelerimizi takip edin.

Güncel atölye tarihleri için lütfen iletişime geçiniz. http://www.nadisdanismanlik.com/home/contactus

Referans:

http://www.theraplay.org

Ailecek Yemek Yemenin Çocuk Gelişimi İçin Önemi

aile yemek2

HERKES SOFRAYA!

Ailecek Yemek Yemenin Çocuk Gelişimi İçin Önemi

Bir masa etrafında oturup yemek yemenin verdiği keyfi herkes bilir. Bütün ailenin bir araya geldiği büyük akşam yemeklerinin tadı damağımızda kalır. Peki bu aile yemeklerinin keyif vermenin yanı sıra çocuğunuzun gelişiminde ve ruh sağlığında çok önemli bir rol oynadığını biliyor muydunuz?

Yapılan araştırmalar her akşam beraber yemek yiyen ailelerin çocuklarının gelişimiyle ilgili çok önemli bazı bulguları ortaya koymaktadır. Düzenli bir şekilde ailecek yemek yemek ailenin çocuklarını bir çok açıdan olumlu bir şekilde etkilemektedir. Bu alışkanlığın çocukların psikolojik ve davranışsal gelişimini desteklediği ve hatta fiziksel olarak da daha sağlıklı olmalarını sağladığı görülmüştür.

Ailenin her akşam bir masa etrafında buluşması ve beraber vakit geçirmesi, çocukların sosyal hayata daha yetkin bir şekilde uyum sağlamayı öğrenmesi için paha biçilmez bir fırsattır. Bunun yanı sıra paylaşımlar yapılan bir akşam yemeği çocuğun kendisini desteklenmiş hissetmesini ve duygusal açıdan beslenmesini sağlar. Benzer etkiler kendini ergenlik döneminde de göstermeye devam eder. Aile yemeklerinin ergenleri depresyona karşı koruduğu ve onlarda kendine güven hissini de arttırdığı bulunmuştur. İşin ilginç tarafı, aile içindeki genel birlik-beraberlik hissi çok yüksek olmasa bile beraber akşam yemeği yemenin koruyucu etkisi görülmeye devam etmiştir.

Aile yemeklerinin diğer bir önemli yanı ise çocukları ve özellikle ergenleri, olumsuz ve uyumsuz davranışlardan korumasıdır. Akşam yemeği alışkanlığına sahip ailelerde, çocukları risk grubunda olsalar bile, madde kullanımı, yaşıtlarına karşı şiddet gösterme gibi uyumsuz davranışların daha az ortaya çıktığı bulunmuştur. Hatta bu gibi ailelerin çocuklarının akademik başarısının ve okul uyumunun daha yüksek olduğu da bulgular arasındadır.

Son olarak beraber akşam yemeği yeme alışkanlığı olan ailelerin çocuklarının, daha sağlıklı yeme alışkanlıkları geliştirdiği görülmüştür. Bu çocukların daha çok sebze ve meyve tükettiği ve şişmanlık oranlarının daha düşük olduğu gözlenmiştir. Çocuklar yeni tatlara açık olmayı ve abur cubur dışında bir şeylerden keyif almayı ancak ebeveynlerini örnek alarak öğrenirler. Aile yemekleri sayesinde yemeğin sadece hızla geçiştirilecek bir zorunluluk değil, tadı çıkartılacak bir ihtiyaç olduğunu görmüş olurlar.

Yani buradan anlaşılıyor ki görünüşte çok basit bir şey gibi gözüken akşam yemeği, ailecek yenildiğinde çocuğunuz için vazgeçilmez derecede önemlidir. Televizyon karşısında yemek yemek yerine her akşam bir sofra etrafında geçireceğiniz bir saat ile çocuğunuzun gelişimi için çok önemli bir adım atmış olursunuz.

Uzman Psikolog Zeynep Tunalıoğlu

Referanslar:

Eisenberg, M. E., Olson, R. E., Neumark-Sztainer, D., Story, M., & Bearinger, L. H. (2004). Correlations between family meals and psychosocial well-being among adolescents. Arch Pediatr Adolesc Med., 158(8), 792–6.

Levin, K. A., Kirby, J., & Currie, C. (2012). Adolescent risk behaviours and mealtime routines: does family meal frequency alter the association between family structure and risk behaviour? Health Education Research, 27(1), 24–35.

Larson , N. I., Neumark-Sztainer , D., Hannan, P. J., & Story, M. (2007). Family meals during adolescence are associated with higher diet quality and healthful meal patterns during young adulthood. Journal of the American Dietetic Association107(9), 1502-1510.

Aile İçinde Sağlıklı Duygu İletişimi

Aile kirdaSağlıklı iletişim, güçlü aile bağları kurmanın vazgeçilmezidir. Sadece ebeveyn-çocuk ilişkisinde değil, eşler ve kardeşler arası ilişkilerde de iletişimin temel yapı taşlarından biri olduğu söylenebilir.

Aile içi iletişim derken sözlü ve sözsüz bilgi alışverişinden bahsedilir ve iletişimin önemli bir kısmını da duygular hakkında konuşulanlar oluşturur. Duygulara büyük önem veren ebeveynlerin bile çoğu zaman “Ben hissediyorum ki…” yerine “Ben düşünüyorum ki…” ifadesini kullandıklarını görürüz. Oysa açık şekilde duyguları konuşabilme ve olumlu ya da olumsuz her duyguyu sağlıklı şekilde ifade edebilme pozitif bir aile iletişiminin temelini oluşturur.

Aile içi iletişimde temel olan, birlikte sıkça zaman geçirmeye çalışmak ve iletişimde olmak; düşünce ve duyguları açık ve direkt bir şekilde dile getirmek, pozitif olmak ve en önemlisi de sözlü ve sözsüz verilmeye çalışılan tüm mesajlara dikkat ederek aktif bir dinleyici olmaktır. Bir başka deyişle, konuşmanın yanı sıra dinlemek de önemlidir.

Çocuklarla kurulan ilişkide de, duyguları konuşma ve aktif dinleme çok önemli unsurlardır. Çocuğunuzun duygusunu anlamak ve “Görüyorum ki arkadaşlarının ne düşüneceğinden endişe ediyorsun,” ya da ‘‘Belli ki bu söylenen söz seni kırmış,’’ gibi onun duygularını yansıtan cümleler ile karşılık vermek duyguların ifadesini şekillendirir. Bu yansıtma cümleleri sayesinde çocuğunuz onu anladığınızı hisseder.

Çocuğunuza herkesin duyguları olduğunu ve bu duyguların doğal olduğunu hatırlatın ve onları sağlıklı şekilde ifade etmenin öneminden bahsedin. Ayrıca ona “Kızgınlık bazen hüsrana uğramaktır,” gibi yeni duygu tanımları öğretin.

Üzüntü, kırgınlık ve öfke gibi olumsuz duyguları konuşmanın en sağlıklı yolu konuşmadan önce birkaç dakika beklemek ve rahatlamaya çalışmaktır. Böyle durumlarda duyguyu sağlıklı şekilde ifade edebilmesi için çocuğunuza yardımcı olun ve örnekler verin.

Unutmayın ki, çocuklar sadece söylediklerinizi değil yaptıklarınızı da örnek alırlar. Çoğunuzla yaşadığınız sıkıntılı ya da duygu yüklü bir anda da doğru davranmaya, konuşmadan önce düşünmenin önemine ve saygılı bir ses tonu kullanmaya dikkat çekin. Çocuğunuza bunları öğretmenin en iyi yollarından biri modellemeniz, duygularınızı paylaşmaktan çekinmemeniz ve bunu yaparken de doğru kelimeleri kullanmaya özen göstermenizdir. Örneğin, yaşadığınız zor bir duygu ile başa çıkmak için, spor yapmanız, yürüyüşe çıkmanız, yani enerjinizi olumlu yönde değerlendirmeniz çocuğunuza da iyi örnek olmanıza yardımcı olacaktır.

Çocuklarınız ya da diğer aile üyeleri hangi duyguyu yaşıyor olurlarsa olsunlar, onlarla her zaman konuşmaya istekli olduğunuzu ve bu duygularıyla başa çıkmaları için destek olabileceğinizi hatırlatın. Sizinle konuşabileceğini bilmek, çocuğunuzla aranızdaki iletişimi güçlendirir ve sağlıklı aile ilişkilerine sahip olmanızı sağlar. Sadece olumsuz duyguları değil, neşe, mutluluk, gurur ve heyecan gibi duyguları da aile olarak paylaşın ve birlikte yaşayın.

Psikolog Nesya Küçük

Kaynakça:

Communication and Emotions Retrieved from http://www.parentfurther.com/time-together/communication/emotions

Peterson, P. Families First-Keys to Successful Family Functioning: Communication. Retrieved from http://pubs.ext.vt.edu/350/350-092/350-092.html

Kardeş Kıskançlığı

kardeslerrKıskançlık sevilen kişinin başkasıyla paylaşılmasına katlanamamaktan kaynaklanan, içerisinde kızgınlık ve gücenme içeren karmaşık bir duygudur. Çocuğun gelişmesi ve yavaş yavaş kendine yeten bir birey haline gelmesini sağlayan, ebeveynlerin sevgi ve desteğidir. Kardeş kıskançlığının temelinde çocuğun anne-babasının yalnızca kendisini sevme arzusu yatar.

Kardeşler arasında var olan kıskançlık ve rekabetten dolayı çıkan kavgalardan çoğu aile yakınmaktadır.

Küçük kardeşin dünyaya gelmesi çeşitli sebepler ve şartlar nedeniyle büyüğün küçüğü kıskanmasına yol açar. Daha önce evin tek çocuğu olarak büyümüş ilk çocukta kıskançlık daha güçlü görülür. Bazı çocuklar kardeşine fiziksel saldırılarda bulunur ve onu sevmediğini, ondan nefret ettiğini söyler. Aslında çocuğun bu davranışı bir yansıtmadır. Tepkisi küçük kardeşine değil, anne-babaya karşıdır. Çünkü kardeşi doğan çocuk her ne kadar bu anı heyecanla beklese de daha sonrasında çeşitli deneyimler yoluyla terkedilmişlik, sevgisizlik ve haksızlığa uğramışlık duygusu yaşar. İlk çocuk iki yaşından küçükse, yeni bir kardeşinin olmasından dolayı fazla kıskançlık göstermez. Kardeşler arasındaki yaş farkı arttıkça kıskançlık derecesi de artış gösterir.

Çocuklar arasında yaşanan kıskançlık ve kavgaların artması da azalması da anne-babanın elindedir. Dengeli bir tutum bu tür durumların en az seviyeye inmesini ve ortadan kalkmasını sağlar. Kıskançlık, temelde terkedilmişlik duygusundan kaynaklansa da anne babanın kardeşler arasındaki farklı özellikleri kıyaslamak gibi yaptığı bazı yanlışlar da kardeşler arasındaki kıskançlığı artırır. Mesela “Kardeşin senden küçük olduğu halde daha uslu ve akıllı, neden kardeşin gibi değilsin?” benzeri kıyaslamalar kardeşler arasında kıskançlık ve düşmanca duyguların gelişmesine yol açar. Bu ve benzeri kıyaslamalar büyük çocuğun davranışını değiştirmesine etki etmediği gibi yetersizlik ve eksiklik duygusu hissetmesine neden olur. Anne-babalar çocuklarının her birini eşit derecede sevseler de çocuklar her zaman bundan emin olamayabilirler. Dolayısıyla bu mesajı net bir şekilde çocuklara iletmek kardeşlerin arasında olumlu davranışların gelişmesi açısından önem teşkil eder.

Kıskançlık Sonucu Neler Gelişebilir?

  • Eve küçük kardeşin gelmesiyle kendisini terkedilmiş ve yetersiz hisseden büyük kardeş, emekleme, bebeksi konuşma, altını ıslatma, tırnak yeme, parmak emme gibi regresif davranışlar sergileyebilir.
  • Kıskançlık küçük kardeşe karşı saldırganlık biçiminde de ortaya çıkabilir. Kardeşini ısırma, ağzını kapatma, üzerinden örtüsünü çekme ve uyurken gürültü yapıp onu uyandırma ve benzeri davranışlar kıskançlık sonucu oluşabilecek saldırgan davranışlara bazı örneklerdir.
  • Kıskanç çocuk huzursuz davranışlar sergileyip uyku problemleri yaşayabilir; basit sebeplerle kızıp, ağlayıp, bağırabilir. İlgi çekmeye çalışıp, anne-babasıyla yatmak isteyebilir.

Rekabetin Yararları

Kardeşler arasında rekabetin yararları da yok değildir. Kardeşler birbirlerine hayatın gerçeklerinden biriyle yüzleşmeleri için olanak sağlarlar. Bu da kişinin her zaman ilginin tümüne ve bütün avantajlarına sahip olamayacağıdır. Ancak çocuk sevginin paylaşmakla azalmayacağını öğrendikçe huzursuzluğu ve kardeşine olan olumsuz duyguları azalır. Kardeş ilişkileri paylaşma ve uzlaşma konusunda da çocuğa çok değerli tecrübeler sağlar. Eğer rekabet yapıcı bir şekilde çözümlenirse, çocuklar başkalarının güçlü yanlarının kişi olarak kendi değerlerini azaltmadığını öğrenir. Çocuk, kardeşiyle olan deneyimleri sonucu rahatsızlık duysa da bencillikten sıyrılır, başkalarıyla geçinmek için deneyim kazanır.

Neler Yapılabilir?

Kardeşi dünyaya gelen çocuğun kıskançlık duygusunu yaşaması doğaldır. Çünkü o güne kadar sadece kendisine ait olan anne ve babanın ilgisini şimdi başka biriyle paylaşmak zorundadır. Bu ortaklık ona kolayca, eskisi kadar sevilmediğini, yeni doğan kardeşin kendisine tercih edildiği fikirlerini telkin edebilir. Bunlarsa doğrudan doğruya kıskançlık duygularını ayaklandırır. Halbuki çocuğun kıskanmadan paylaşmayı ve daha geniş bir topluluk içinde uyumla yaşayabilmeyi öğrenmesi, sosyalleşmesi açısından büyük önem taşır. Bu yüzden, kardeş sahibi olmanın getirileri avantaj olarak görülmeli, çocuğun kişilik gelişimine zarar vermek yerine kuvvetlendirmek için kullanılmalıdır.

Bunun için; kardeşi dünyaya gelmeden önce bu durumun çocuğa uygun bir dille anlatılması ve yeni duruma alıştırılması gerekmektedir. Aileye yeni bir üyenin katılacağı ve o geldiğinde evde ne gibi değişiklikler olacağı çocuğa uygun bir dille anlatılmalıdır. Bebeğin ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için annenin sürekli onun yanında olması gerektiği, aynı durumun kendisi bebekken de yaşandığı anlatılabilir. Hamilelik döneminde, özellikle doğum zamanı anne hastanedeyken çocuk ihmal edilmemelidir. Anne hastanedeyken evde çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılayacak, bakımını üstlenecek yakın birinin olması ona kendini iyi hissettirecektir.

Aynı zamanda, çocuğun arkadaş ortamlarına girmesi ve paylaşmayı öğrenmesi, kardeşini de kabullenmesi ve onunla paylaşımda bulunabilmesini kolaylaştırır. Yeni doğan bebeğe kardeşinin yanında aşırı sevgi gösterilmemelidir. Bunun yanında anne ve baba büyük çocuğa sevgilerinin azalmadığını, onu eskisi gibi sevdiklerini, ilgilendiklerini göstermelidir. Anne küçük çocuğa zaman ayırırken, babanın da aynı zamanda diğer çocukla ilgilenmesi yerinde bir davranış olacaktır. Çocuk anne ve babası tarafından eskisi gibi sevildiğine inanırsa kıskançlık duyguları zamanla söner. Eve gelen misafirlere büyük çocuğu unutmamaları ve ona da ilgi ve sevgi göstermeleri hatırlatılmalıdır.

Çocuk kıskanmasın diye bebeği aslında istemiyormuş gibi sözler söylemek, bebek çok yaramazmış ve sürekli sorun çıkarıyormuş gibi davranmak da doğru değildir.

 Yeni doğan çocuğun ihtiyaçlarının karşılanmasında büyük çocuğa bazı sorumluluklar verilebilir. Bebek doğduktan sonra büyük çocuğun gücünün sınırları dahilinde küçük kardeşin bakımına katılımının sağlanması büyük çocuğun da kendini bu sürece dahil hissetmesine yardım eder. Biberonla süt içirmek, bebeğe anneyle beraber mama hazırlamak büyük çocuğa verilebilecek sorumluluklara örnek olabilir. Böylelikle anne küçük çocukla ilgilenirken büyük çocuk da kendisinin ihmal edildiği duygusuna kapılmaz. Anne-babaya sürekli ihtiyaç duyulan bebeklik sürecinin geçici olduğu ve kardeşi olan ilk çocuğun kendisi olmadığı çocuğa fotoğraflar yardımıyla somut bir şekilde anlatılabilir. Bunun için anne-baba kendi resimlerini ve kardeşlerinin resimlerini, küçüklüklerini, mümkünse bebekliklerini ve büyümüş hallerinin resimlerini bir kağıda iliştirebilir. Hatta çocuğun kendi bebeklik resmi ve büyüdüğünü gösteren bir iki resim de kullanılarak kendisinin de bu dönemden geçtiği anlatılabilir.

  • Kardeşler arasındaki anlaşmazlık ve kavgalarda anne-baba hakim ya da hakem rolünde olmamalıdır. Mesele ancak çok büyümüş ve içinden çıkılması zor bir hal almışsa müdahale edilmelidir.
  • Kardeşler arasında bir kavga çıktıysa, “kim başlattı?” sorusunu sormayın. Çünkü çocuklar birbirlerini suçlayarak içinden çıkılması zor bir problemin içine sizi de çekerler. Böyle bir mesele karşısında kavganın içinde olan her çocuğa , kavganın başlamasına sebep oldukları için eşit şekilde sonuçlarına katlanabilecekleri bir yaptırım uygulanmalıdır. Mesela ortada paylaşılamayan bir top varsa, onu ortadan kaldırıp, “Siz aranızdaki problemi çözene kadar bu bende kalacak” diyerek onları çözüm aramaya teşvik edebilirsiniz.
  • Kardeşler arasındaki anlaşmazlıkta sürekli büyük çocuğa, “sen büyüksün, ablasın, ağabeysin ya da sen kızsın-erkeksin” şeklinde yüklenilmesi doğru değildir. Genelde küçük çocuklar kavga sonucunda ağlayarak annelerinin yanına gelirler ve büyük kardeşlerini suçlamaya çalışırlar. Anne-baba böyle bir durumda kesinlikle taraf tutmamalıdır. Çünkü böyle bir tutum küçük kardeşin anne-baba tarafından kollandığı ve korunduğu yargısının gelişmesine sebep olur.
  • Aile içinde birlik olma mesajları verilmeli, bazı konularda çocuklarla birlikte hareket edilmeli, onların da fikirleri alınmalıdır. Böylelikle çocuklar karşılaşılan problemlerin konuşularak ve birlikte hareket edilerek çözülebildiğini öğrenirler.
  • Kardeşler iyi geçindiklerinde övülmeli ve zaman zaman ödüllendirilmedir.
  • Kardeşlere aynı hediyeyi almaktansa, her yaşın ayrı hediyesi olduğunu, büyüyünce küçüğe de aynı türden hediyeler alınmayacağını söylemek faydalı olur.
  • Çocuklarda mülkiyet duygusunun kuvvetli olduğu dikkate alınarak mecbur kalmadıkça büyük kardeşin eşyalarını küçük kardeş kullanmamalıdır ve bebeğe bir hediye geldiğinde, büyük çocuğa da hediye verilmelidir.
  • Çocuklara mümkünse ayrı odalar, değilse ayrı dolap ya da köşeler sağlanmalıdır. Kardeşlere aynı kıyafetleri almak yerine kendi istedikleri farklı kıyafetleri almak da onların bireyselleşmesine önemli katkıda bulunur.

Uzman Psikolog Gökçe Bilici

Kaynakça:

Bağlan, F. & Sayar, K. (2010). Koruyucu psikoloji. İstanbul: Timaş Yay.

Nar, E. (2005). Anne , baba ve öğretmenim beni anlayın! İstanbul: Bky Yay.

Saygılı, S. (2007). Çocuk psikolojisi (0-7 Yaş). İstanbul: Nesil Yay.

Saygılı, S. (2008). Çocuklarda davranış bozuklukları. İstanbul: Elit Kültür Yay.

Online Oyun Bağımlılığı

warcraft

Online Oyun Bağımlılığı

Online (Çevrimiçi) oyun bağımlılığı özellikle son yıllarda birçok ebeveyn için bir endişe kaynağı haline gelmiştir.  Saatlerini oyun oynayarak geçiren bir çocuğa sahip olan ebeveynin aklından birçok soru geçer. Acaba çocuğum internet bağımlısı mı? Kaç saat oyun oynarsa endişelenmeliyim? Bu oyunlar çocuğumu nasıl etkiliyor?

Çocuklar için oyun oynamak hayatın en önemli parçalarından biridir. Oyunların, çocuğun arkadaşlarıyla sosyal ilişkilerini geliştirdiği, hayatla başa çıkma becerilerini arttırdığı ve hayal gücünü beslediği bilinmektedir. Dolayısıyla bir çocuğu oyun oynamaktan mahrum bırakmak onun gelişimine önemli bir sekte vuracaktır. Peki internet üzerinden oynanan oyunlar tüm bu işlevleri yerine getirir mi? Genelde çevrimiçi ve birden çok katılımcıyla oynanan bu oyunlarda, çocuklar ve gençler gerçek hayatta tanıdıkları arkadaşlarıyla bir araya gelerek takımlar oluşturur ve çeşitli maceralara atılırlar (Örn., World of Warcraft, League of Legends). Gittikçe büyüyen ve güvensizleşen şehirlerde yaşayan çocukların, eskiden olduğu gibi sokakta buluşup birlikte oynama imkanları artık sınırlıdır. Bu sebeple internet üzerinden arkadaşlarıyla beraber oynadıkları oyunlar bir noktaya kadar normal olarak görülebilir.

tournament

Peki ebeveyn olarak online oyunlar konusunda ne zaman endişelenmelisiniz? Araştırmalar, çocuk ve ergenler arasında çevrimiçi oyun oynama davranışının problemli hale gelme oranının %8 ile %10 arasında değiştiğini göstermektedir. Çocuğunuzun oyun bağımlılığı geliştiriyor olabileceğinin en önemli üç belirtisi; oyundan uzak kaldığında sıkıntı yaşamaya başlaması, oyun oynarken kontrolünü yitirmesi ve oyun oynamasının aile, arkadaş ilişkilerini olumsuz etkileyip okul başarısını düşürmeye başlamasıdır. İçe dönük, sosyal kaygısı yüksek, depresif özellikler ya da dikkat bozukluğu gösteren çocukların, internet üzerinden oynanan oyunlara bağımlılık geliştirmeye daha eğilimli oldukları bilinmektedir. Gerçek hayattaki yalnızlıklarını ya da güçsüzlüklerini unutabilecekleri güçlü bir karakter yaratmak ve sosyal risklerin en aza indiği sanal bir ortamda vakit geçirmek, bu özelliklere sahip çocuklara çok çekici gelebilir. Güçlü bir savaşçı ya da “büyücü” olabilecekleri bu ortam, gerçek hayatın sıkıntılarından kaçmak için ideal bir yerdir. Öyle ki bazı çocukların, internet ortamında kendilerini temsil etmek için seçtikleri “avatar”larına çok bağlandıkları, hatta avatarlarına benzemek istedikleri görülmektedir.

Çocuğunuzun online oyun bağımlılığı geliştirip geliştirmediğini anlamak için göz önünde bulundurmanız gereken en önemli etken, oyun ortamının çocuğunuz için ne ifade ettiğidir. Çocuğunuz online oyun ortamını gerçek hayattaki arkadaşlarıyla vakit geçirmek ve onlarla ilişkilerini ilerletmek için mi kullanıyor? Yoksa başa çıkamadığı konulardan kaçmak için bir kaçış yolu olarak mı görüyor? Tüm bu ipuçları çocuğunuzun eğilimlerini takip etmek için oldukça önemli.  Eğer çocuğunuzda olumsuz yönde bir yönelim görüyorsanız, bu konuda kısıtlayıcı ve aile içi gerginliğin artmasına sebep olacak şekilde davranmak çocuğunuzun sizden daha çok kaçış göstermesine sebep olabilir. Bunun yerine, oyun bağımlılığına sebep olabilecek etkenleri anlamaya çalışmak, bu olası etkenlerin üzerine aile olarak odaklanarak, aile içi iletişimi ve ilişkileri güçlü hale getirmeye çalışmak, çocuğunuz ve sizin için çok daha faydalı olacaktır.

Psikolog Zeynep Tunalıoğlu

Referanslar:

Charlie, C. W. Da, HyeKyung, C., & Khoo, A. (2011). Role of Parental Relationships in Pathological Gaming. Procedia – Social and Behavioral Sciences, 30, 1230–1236.

Gentile, D. (2009). Pathological video-game use among youth ages 8 to 18: A national study. Psychological Science, 20(5), 594–602.

King, D. L., Haagsma, M. C., Delfabbro, P. H., Gradisar, M., & Griffiths, M. D. (2013). Toward a consensus definition of pathological video-gaming: A systematic review of psychometric assessment tools. Clinical Psychology Review, 33(3), 331–342.

Kuss, D. J., & Griffiths, M. D. (2011). Internet gaming addiction: A systematic review of empirical research. International Journal of Mental Health and Addiction, 10(2), 278–296.

Van Rooij, A. J., Schoenmakers, T. M., Vermulst, A. a, Van den Eijnden, R. J. J. M., & Van de Mheen, D. (2011). Online video game addiction: Identification of addicted adolescent gamers. Addiction (Abingdon, England), 106(1), 205–12.